redd dinliyorum ve ağlıyorum.
redd dinlediğim için mi ağlıyorum yoksa ağlamamı kolaylaştırdığı için mi bilmiyorum. içimde bi'yerlerde sıkışıp kalan bene ulaşmaya çalışıyorum. öyle zor, ölesiye zorlanıyorum. kanımın değişmeye ihtiyacı var. bana ait olmayan bir hayat yaşıyorum en azından öyle hissediyorum.
sanki başkasının etrafıma çizdiği ama nedense bir türlü çıkışını bulamadığım o aptal çerçeve içine sıkışıp kaldım.
başka adamın ellerini tutarken eller bana ait değildi. o adam zaten bana ait değildi...ne kalbim ne tenim onu hissetti...
zaten ben bende değilken nasıl başkasıyla birlik olayım.
5 Kas 2009
bir dost
birden yakın geçmişten biri çıkar karşınıza, aslında candır, canandır, sırdaştır, maddi manevi herşeyindir zamanında. uzun zamandır konuşmamışsınız ve aslında özlemişsinizdir de. ama araya mesafeler bahaneler olur olmadık kişiler gerkesiz arkadaşlıklar gereksiz muhabbetler girmiştir. aranızdan sus sızmazken görünmez duvarlar örülmüştür. yık yıkabilirsen! ne mümkün. susarsın susarsın artık sessizlikten bıkan kelimeler çığlık atar. bilirsin aslında uzaksındır aslında ama güzel güzel konuşup görmezden gelinir kırgınlık karşılığında beklediğin lakin yine de soğuk duş etkisi yapan o sözleri duyarsın. hem okursun hem ağlarsın hem ağlarsın hem okursun...oldukça düşünüşmüş.hayır aslında uzun zamandır düşünülüp analii bile yapılmış sözler. öyle özenli öyle düzgün seçilmiş ki kırmamak istercesine ama herşeyi söylercesine.
işte otudu o yumruk tam yerine hem de nerden nasıl gelceğini bildiğin halde. canın acır ama çaktırmazsın. beklediğini duymuşsundur hem de fazlasıyla bi yandan umursamaz davramak istersin diğer yandan canının acısından kıvranırsın. yani tam anlamıyla saçmalarsın.
güçlüsün ya, artık umursamıyorsun, herşeyin yolunda, o olsada olur olmasa da havasındasındır. ama ağlarsın ağlarsın ve ağlarsın. hatta daha çok daha rahat daha içli ağlamak için bir paket selpak hazırdır yastığının altında. girersin yatağına çekersin yorganı başlarsın ağlamaya.
sonra fark edersin ki gözyaşalı o sözlere değil, geçmişe özlemedir....
işte otudu o yumruk tam yerine hem de nerden nasıl gelceğini bildiğin halde. canın acır ama çaktırmazsın. beklediğini duymuşsundur hem de fazlasıyla bi yandan umursamaz davramak istersin diğer yandan canının acısından kıvranırsın. yani tam anlamıyla saçmalarsın.
güçlüsün ya, artık umursamıyorsun, herşeyin yolunda, o olsada olur olmasa da havasındasındır. ama ağlarsın ağlarsın ve ağlarsın. hatta daha çok daha rahat daha içli ağlamak için bir paket selpak hazırdır yastığının altında. girersin yatağına çekersin yorganı başlarsın ağlamaya.
sonra fark edersin ki gözyaşalı o sözlere değil, geçmişe özlemedir....
3 Kas 2009
gizli özne
barışık olmalı insan kendisiyle, kendini seven herkesi sever. bunu bilir bunu söylerim ve mutlu olmalı insan mutlu olan herkesi mutlu eder.
farkında mısınız bilmem ama genelde hoşlanmadığımız şeylerden bahsederiz. nasıl tür insanları sevmediğimizden, karşımıza daha öyle bir insan çıkmamış olsa bile, hoşlanmadığımız tavırlardan; bize yapılmamış olsa bile, daha söylenmemiş sözleri, hoşlanmadığım sözleri duymak istemediğimizden bahsederiz.
insanoğlu/kadını kendini tanımıyor. istediğiniz kadar karşı çıkın ben böyle olduğuna yemin edebilirim.
duymadığımız, tatmadığımız, işitmediğimiz, vb.. öyle çok şeyden hoşlanmdığımızı söylüyoruz ki. nasıl biliyorsun o hoşlanmadıklarınla daha tanışmadıysan?
içinde bir yerlere bak bakalım, biryerlerde saklanıyor olmasın ya da sen onları saklıyor olmayasın.!
farkında mısınız bilmem ama genelde hoşlanmadığımız şeylerden bahsederiz. nasıl tür insanları sevmediğimizden, karşımıza daha öyle bir insan çıkmamış olsa bile, hoşlanmadığımız tavırlardan; bize yapılmamış olsa bile, daha söylenmemiş sözleri, hoşlanmadığım sözleri duymak istemediğimizden bahsederiz.
insanoğlu/kadını kendini tanımıyor. istediğiniz kadar karşı çıkın ben böyle olduğuna yemin edebilirim.
duymadığımız, tatmadığımız, işitmediğimiz, vb.. öyle çok şeyden hoşlanmdığımızı söylüyoruz ki. nasıl biliyorsun o hoşlanmadıklarınla daha tanışmadıysan?
içinde bir yerlere bak bakalım, biryerlerde saklanıyor olmasın ya da sen onları saklıyor olmayasın.!
daha çok/az/farklı/doğru/yanlış....
daha çok aptallık yapmayı isterdim, daha az akıllıca davranmayı, daha çok ders çalışmayı isterdim bununla birlikte daha fazla giderdim club lara.
daha çok camına taş atar, daha çok sevdiğimi söylerdim. daha az kurallarım olur ama daha kuralcıymışım gibi göözükürdüm =)
daha az severdim bazı insanları, daha çok değer verirdim kendime, üzdüğüm içn daha az üzülür daha çok boşver salla derdim ama bununla birlikta daha az kırardım.
daha çok zıtlıkları barındırırdım. daha çok müzik dinler daha çok yazardım.daha az pişman olurdum. daha az uyur, daha dazla izlerdim. daha az kıskanır daha çok biz olmakla dalga geçerdim.
ve daha biirsürü şeyi daha.....( ) yapardım.
bazı dahalr için çok geç; geçmişi düzeltmek adına. şunu biliyorum ki eskiden yaptıklarımın bazılarını daha çok bazılarını daha az yapardım.
daha çok camına taş atar, daha çok sevdiğimi söylerdim. daha az kurallarım olur ama daha kuralcıymışım gibi göözükürdüm =)
daha az severdim bazı insanları, daha çok değer verirdim kendime, üzdüğüm içn daha az üzülür daha çok boşver salla derdim ama bununla birlikta daha az kırardım.
daha çok zıtlıkları barındırırdım. daha çok müzik dinler daha çok yazardım.daha az pişman olurdum. daha az uyur, daha dazla izlerdim. daha az kıskanır daha çok biz olmakla dalga geçerdim.
ve daha biirsürü şeyi daha.....( ) yapardım.
bazı dahalr için çok geç; geçmişi düzeltmek adına. şunu biliyorum ki eskiden yaptıklarımın bazılarını daha çok bazılarını daha az yapardım.
2 Kas 2009
kimim ben, burası neresi?
anacığımın dediği gibi beni bulmak için kağıt mendillerimi takip etmeniz yeterli. hastayım. hem de çok. kalbim acıyo dermişim =) iğrençleşesim gelmiş. grip oldum. insan gribi merak edilecek birşey yok. beni merak etmenizi beklemiyorum kendiniz için endişelenmeyin diyorum.
konumuz bu değil aslında, aslında bugün bir konum bile yok =) sadece yazmak istedim.
türkiye'den dem vuralım mesela. iyice denek ülke olduk. milliyetçi birisi değilim. ait olmamı gerektiren bir millet kalmadı ortalıkta. savaşılması gereken daha doğrusu uğruna mücadele edilecek topraklar kalmadı. insana değer verilmediği söylenir hep.insan gibi görülürsek verilebilirdi unutmayın bizler sadece birer koyunuz ya da biz sadece kuklaların kuklarıyız. dıdının dıdısı oluyoruz kısacası. baştakiler kendi canının derdine düşmüş nerden neyi nasıl kurtarsak derdinde bizi düşünecek kim kaldı ki! en son olan olay, bir yasa çıkardılar ki, akıllara zarar. genetiği değiştirilmiş organizmaların ithalatına izin verilmiş.ne korkunç! kim nasıl karar veriyor bu yasaya anlayamıyorum. nasıl verildiğini tabi ki biliyorum sadece bu zihniyeti merak ediyorum. derdim akp ile falan değil şu an orda kim olsaydı hepsi kürtmüş ermeniymiş veya neyse o açılımları yapacaktı sonrasında çıkan hengameden istifade genetiği değiştirilmiş organizmaların ithalatına kocaman bir evet diyecekti. diyorum ya derdim akp ile değil ordaki herkesin ipi birielerinin elinde. bizde o birilerinin ipinin ipine bağlıyız. balkanlar kafkaslar ortadoğu ve sonrasında türkiye. ne haberlerin inandırıcılığı var, ne savunulan toprakların.
haberleri izlerken gülüyorum televizyoncular, gazeteciler haberlerde sürekli birilerine birşeylere saldırı halinde, hepsi gerçeği görmezden geliyor. aslında onlara görmeleri gereken söyleniyor onlarada acıyorum bizim kadar bile farkındalıklarının geliştiğini düşünmüyorum. zaten bu ülke 3-5 kişinin verdiği ve (başkaları tarafından) verilmesini istediği haberlerden bilgi alıyor. ne hoş!
bize ait olmayan herşeyi benimsemeye çalışma çabamız, bize ait olanlara yabancılaşma gayreti, utanma kabullenememe, geleneğini inancını adetlerini yaşatmaya çalışanlara öteki diye bakılmaya başlanması... üzülüyorum hem de çok.
sizlere bir şiirle veda edeyim;
saygılar ve sevgiler.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
Yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var
Yüz bin elle dokunurum sana İstanbul'a
Yapraklarım gözlerimdir şaşarak bakarım
Yüz bin gözle seyrederim seni İstanbul'u
Yüz bin yürek gibi çarpar çarpar yapraklarım
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
konumuz bu değil aslında, aslında bugün bir konum bile yok =) sadece yazmak istedim.
türkiye'den dem vuralım mesela. iyice denek ülke olduk. milliyetçi birisi değilim. ait olmamı gerektiren bir millet kalmadı ortalıkta. savaşılması gereken daha doğrusu uğruna mücadele edilecek topraklar kalmadı. insana değer verilmediği söylenir hep.insan gibi görülürsek verilebilirdi unutmayın bizler sadece birer koyunuz ya da biz sadece kuklaların kuklarıyız. dıdının dıdısı oluyoruz kısacası. baştakiler kendi canının derdine düşmüş nerden neyi nasıl kurtarsak derdinde bizi düşünecek kim kaldı ki! en son olan olay, bir yasa çıkardılar ki, akıllara zarar. genetiği değiştirilmiş organizmaların ithalatına izin verilmiş.ne korkunç! kim nasıl karar veriyor bu yasaya anlayamıyorum. nasıl verildiğini tabi ki biliyorum sadece bu zihniyeti merak ediyorum. derdim akp ile falan değil şu an orda kim olsaydı hepsi kürtmüş ermeniymiş veya neyse o açılımları yapacaktı sonrasında çıkan hengameden istifade genetiği değiştirilmiş organizmaların ithalatına kocaman bir evet diyecekti. diyorum ya derdim akp ile değil ordaki herkesin ipi birielerinin elinde. bizde o birilerinin ipinin ipine bağlıyız. balkanlar kafkaslar ortadoğu ve sonrasında türkiye. ne haberlerin inandırıcılığı var, ne savunulan toprakların.
haberleri izlerken gülüyorum televizyoncular, gazeteciler haberlerde sürekli birilerine birşeylere saldırı halinde, hepsi gerçeği görmezden geliyor. aslında onlara görmeleri gereken söyleniyor onlarada acıyorum bizim kadar bile farkındalıklarının geliştiğini düşünmüyorum. zaten bu ülke 3-5 kişinin verdiği ve (başkaları tarafından) verilmesini istediği haberlerden bilgi alıyor. ne hoş!
bize ait olmayan herşeyi benimsemeye çalışma çabamız, bize ait olanlara yabancılaşma gayreti, utanma kabullenememe, geleneğini inancını adetlerini yaşatmaya çalışanlara öteki diye bakılmaya başlanması... üzülüyorum hem de çok.
sizlere bir şiirle veda edeyim;
saygılar ve sevgiler.
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
Yapraklarım ellerimdir tam yüz bin elim var
Yüz bin elle dokunurum sana İstanbul'a
Yapraklarım gözlerimdir şaşarak bakarım
Yüz bin gözle seyrederim seni İstanbul'u
Yüz bin yürek gibi çarpar çarpar yapraklarım
Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda
Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında
28 Eki 2009
sessiz çığlıklar
bazen bir koku geliyor burnuma oldukça alakasız yerde olur olmadık zamanarda. almak istemediğim bir koku aslında ama inadına ; maksimum havayı çektiğime emin olana kadar şişiriyorum diyaframımı. işte bu noktada o yerde buluyorum kendimi. ağlamak istiyorum ama ağlarsam o andan uzaklaşacakmışım gibi hissediyorum. sonra zaten amacımın bu olduğunu hatırlıyorum. ee öyleyse neden o andan uzaklaşmaktan korkuyorum?
kötü zamanlar değildi hatırlamak istemediklerim. sadece isteğim dışında bulunduğum, mecbur ikamet ettiğim yere ait kokular. tanımadığım birsürü kızla geçirdiğim o an bazen yok olsam dediğimi hatırladığım yerlere ait kokular. benim burda ne işim var deyip etrafıma bakındığım, suratları bir bir incelediğim, orda oldukları halde hiç birinde yaşayanlarını göremediğim odalar.
insanı rahatsız eden bir uğultu; içten geldiğini duymamak için sağır olmak lazım. ağlıyorlarmış gibi çıkan kahkahalar, küfürler savuran bakışlar, aslında yakmak istiyorlarmış gibi okudukları kitaplar...kısacası hapsedilmiş zihinler, bedenler, düşünceler...
ve malesef fikri alınmadan veya zorla mahkum edilen bireyler...
ve en iyisini, en güzelini bilenler...
kötü zamanlar değildi hatırlamak istemediklerim. sadece isteğim dışında bulunduğum, mecbur ikamet ettiğim yere ait kokular. tanımadığım birsürü kızla geçirdiğim o an bazen yok olsam dediğimi hatırladığım yerlere ait kokular. benim burda ne işim var deyip etrafıma bakındığım, suratları bir bir incelediğim, orda oldukları halde hiç birinde yaşayanlarını göremediğim odalar.
insanı rahatsız eden bir uğultu; içten geldiğini duymamak için sağır olmak lazım. ağlıyorlarmış gibi çıkan kahkahalar, küfürler savuran bakışlar, aslında yakmak istiyorlarmış gibi okudukları kitaplar...kısacası hapsedilmiş zihinler, bedenler, düşünceler...
ve malesef fikri alınmadan veya zorla mahkum edilen bireyler...
ve en iyisini, en güzelini bilenler...
24 Eki 2009
arka-daş
nasıl güzel bir duygu onlar'ın varlığını hissetmek, yanlarında yanıbaşlarında olmasan da yanında olduklarını hissetmek, düşünmek, düşünülmek...herşey artık eskisinden nasıl da farklı. demiştim galiba; büyüyorum demediysem de diyorum işte.
seçimleriniz kalıcılığını korumalı artık, daha özel daha farklı olmalı. illa saatlerce arayıp konuşmak değil, hergün çıkışlarda bir araya gelmek değil ruhen yanında hissetmek kastettiğim. birbirini anlamak, derdine derman olmak hiçbiri olmasa da ağlamak istendiğinde omuzunu ödünç veren olmak, onun omuzunu istediğin gibi kullanacağın insan olması ağlamak için.
özel anlar olmalı, onu uzun uzun, saatlerce dinlemişsin hissini oluşturacak. yanından mutlu ayrılmasını sağlayacak olmalı o anlar. aynı iğrenç espirilere gülebileceğin, aynı saçmalıklardan ve dürüstlüklerden zevk alabileceğin,
başın sıkıştığında istediğin zaman diliminde arayabileceğin, istediğin kadar zamanını çalabilceğin ve bundan dolayı cezalandırılmayacağın insan olmalı artık onlar.
seni yargılmayan, yargılatmayan, savunan, elini taşın altına sokan, sen farkına varmadan ateşe atlayan, atladığında seni kurtaran...
.. ve karşılığında onlarda aynı duyguları yaşatabileceklerin olmalı onlar.
'iyi ki varlar' ve 'hep benimle olsunlar' olmalılar...
ve bunun adı da dost olmalı.
seçimleriniz kalıcılığını korumalı artık, daha özel daha farklı olmalı. illa saatlerce arayıp konuşmak değil, hergün çıkışlarda bir araya gelmek değil ruhen yanında hissetmek kastettiğim. birbirini anlamak, derdine derman olmak hiçbiri olmasa da ağlamak istendiğinde omuzunu ödünç veren olmak, onun omuzunu istediğin gibi kullanacağın insan olması ağlamak için.
özel anlar olmalı, onu uzun uzun, saatlerce dinlemişsin hissini oluşturacak. yanından mutlu ayrılmasını sağlayacak olmalı o anlar. aynı iğrenç espirilere gülebileceğin, aynı saçmalıklardan ve dürüstlüklerden zevk alabileceğin,
başın sıkıştığında istediğin zaman diliminde arayabileceğin, istediğin kadar zamanını çalabilceğin ve bundan dolayı cezalandırılmayacağın insan olmalı artık onlar.
seni yargılmayan, yargılatmayan, savunan, elini taşın altına sokan, sen farkına varmadan ateşe atlayan, atladığında seni kurtaran...
.. ve karşılığında onlarda aynı duyguları yaşatabileceklerin olmalı onlar.
'iyi ki varlar' ve 'hep benimle olsunlar' olmalılar...
ve bunun adı da dost olmalı.
22 Eki 2009
21 Eki 2009
eğer...
O'nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz... ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin... O'nunlayken pervaneleşen yelkovanlar, O'nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain...
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O'ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve O, her durduğunuz yerde duruyor,
her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp,
hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri O'nun yaşadığı yer, en güzel kokusu
bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat O'nunla güzel ve onsuz müptezelse... elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü,
O'nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan O'ysa... her filmin kahramanı O...
her roman O'ndan söz ediyor, her çiçek O'nu açıyorsa...
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez
özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa,
iştahınız kapanıyor, iştahınız açılıyor, iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız, hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor, işaret parmağınızla ha bire O'nu tuşluyor, dara düştüğünüzde kapıyı çalanın
O olduğunu adınız gibi biliyorsanız... mütemadi bir sarhoşluk halinde, her çalan telefona O diye atlıyor, vitrindeki her giysiyi O'na yakıştırıyor, konuşan birini dinlerken "keşke O anlatsa" diye iç geçiriyorsanız...
kokusu burnunuzdan, sureti gözünüzden, sesi kulağınızdan, teni aklınızdan silinmiyorsa bir türlü...
özlemi, sol gögsünüzún altında tek nüsha bir yasak yayın gibi taşıyorsanız gün boyu...
hem kimseler duymasın, hem cümle alem bilsin istiyorsanız...
O'nsuz geceler ıssız, sokaklar öksüzse... ayrılık ölüme,
vuslat sehere denkse...
gamze gamze tebessüm de onun içinse, alev alev öfke de;
bunca tavır, onca sabır ve nihayetsiz kahır hep O'nun yüzü suyu hürmetine...
uğruna ödenmeyecek bedel, gidilmeyecek yol, vazgeçilmeyecek konfor yoksa...
dışarıda yer yerinden oynuyor ve "içeri"de bu sizi zerrece ilgilendirmiyorsa, nedensiz küsüyor, sebepsiz affediyorsanız ve bütün bu hallerinize siz bile akıl erdiremiyorsanız kaybetme korkusu, kavuşma sevincinden ağır basıyorsa ve aşk, gurura baskın çıkıyorsa bu yüzden her daim... gece yarısı kadim bir dost gibi kucaklayan tanıdık bir şarkı,
bütün acı sözleri unutturmaya yetiyorsa...
Her gidişte ayaklarınız "Geri dön" diye yalpalıyorsa ve siz kendinize rağmen dönüyorsanız,
sınırsız, sabırsız, doyumsuz bir tutkuyla...
...o halde bugün sizin gününüz!..
"Çok yaşa"yın ve de "siz de görün"üz.
can dündar
....en kötüsü de şu; bu belirtilerin çoğu bende var...=(((
20 Eki 2009
nasıl yani?
hiçtanımadığınız birinin varlığı sizi heycanladırdı mı, onun bi yerlerde nefes aldığını bildiğiniz için mutlu oldunuz mu ya da ne bileyim onu çok kısa süredir ve çok az tanıyor olmanıza rağmen sanki uzun zamandır hayatınızdaymış gibi hissettiniz mi?
nasıl oldu bilmiyorum ama bunları hissediyorum. uzun zaman sonra. hiç hissetmediğim kadar ve artık daha farklı hissediyorum eskiden hissettiklerimi. yaşımın ilerlemesine veriyorum, siz buna olgunluk ya da yaşlılıkta diyebilirsiniz. ben isimlendiremedim. isimlendirişim sadece yaş ilerlemesinden ibaret asında.
hayatıma nasıl girdiği mi önemli nasıl böyle hissettiğim mi yoksa onun hayatında kalıcı olma çabalarım mı, sürekli hatırlanmak, sürekli hatırlamak mı
?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)